ADnet Reklamları Siz de reklam verin
E-Mail: Şifre:
Türkiye ilginç bir şekilde Olimpiyatlar’daki başarısızlığımızı tartışıyor. Pazartesi günkü yazımda başarısızlığımızın temel nedenlerini anlatmıştım. Bu nedenle tekrar etmeyeceğim.
28 Ağustos 2008 09:37
Olimpiyatta Başarının Ölçüsü Var


Tabii kişiler ve kurumlar farklı farklı düşünebilirler ama işin bir de objektif ölçümü var. Tam bu işe objektif bir kriter bulmalıyım diye literatür taraması yaparken, meslektaşım Bahçeşehir Üniversitesi Ekonomi Bölümü’nden Prof. Dr. Seyfettin Gürsel objektif kritere göre teknik hesaplamayı gündeme getirdi. Aşağıda onun hesaplarını biraz kısaltarak aktarıyorum.

Seyfettin der ki:

“Andrew B. Bernard ve Meghan R. Busse adlı iki Amerikalı iktisatçı Review of Economics and Statistics dergisinde 2004’de yayınlanan makalelerinde (Who wins the Olympic Games: Economic Ressources and Medal Totals) her ülkenin yapılacak ilk Olimpiyatlar’da kazanması beklenen toplam madalya sayısını tahmin eden bir ekonometrik model geliştirmişler. Sonuç şöyle: İşin yüzde 80’den fazlasını bir önceki Olimpiyatlar’da kazanılan madalya sayısı, gerisini de nüfus, kişi başına gelir, ev sahipliği, sosyalist rejim (propaganda çabaları) gibi etkenler belirliyor.

Bernard ve Busse’nin modeli bu haliyle işimize yaramıyor. Derdimiz ülkelerin Olimpiyatlar’da ne kadar madalya kazanacaklarını tahmin etmek değil, ülkelerin ne ölçüde başarılı olduklarını anlamak. Bu bakımdan bir önceki Olimpiyatlar’da kazanılan madalya sayısının da açıklanması gerekiyor. Neyse ki makalede işimizi görecek iki temel bulgu mevcut: Bir önceki madalya sayısını modelden çıkartırsanız, nüfus ve kişi başına gelirin çok önemli olduğu ve eşit düzeyde etkiye sahip oldukları çıkıyor. Ev sahipliğini ve sosyalistliği potansiyelin üzerindeki başarıyı açıklayıcı etkenler olarak düşünürsek, salt nüfus ve kişi başına gelirden yola çıkarak her ülkenin potansiyel madalya sayısını belirleyebiliriz. Model örneğin ABD’nin madalya sayısını çok iyi tahmin ediyor. Son örnek Pekinde model ABD’nin 105 madalya kazanacağını öngörüyordu, 110 tane kazandı. Bu bulgu bize ABD’nin istikrarlı olarak potansiyeline yakın bir performans gösterdiğini söylüyor. Bence çok şaşırtıcı değil. ABD sosyalist ülkeler gibi kasmıyor, ama etkin piyasa ekonomisi ve spora olan düşkünlüğü sayesinde optimal başarıyı bir bakıma kendiliğinden elde ediyor.

Sadede gelelim. 2007 nüfuslarını ve satın alma gücü cinsinden kişi başına gelirleri IMF’den alıyorum. ABD’nin nüfusu 300 milyon, kişi başı gelir 46 bin dolar. Türkiye 70 milyon, kişi başı gelir 13 bin dolar. Bu iki etkene (yukarıda açıklandığı gibi) eşit ağırlık verip ikiye böldüğümde Türkiye’nin potansiyelinin ABD’nin dörtte biri olduğunu hesaplıyorum. Bu da yaklaşık 27 madalya ediyor. Oysa 8 madalyada kaldık. Çok başarısız olduğumuz çok açık. Buna karşılık Çin çok başarılı. Potansiyeli 55, ama tam 100 madalya kazandı. Ev sahipliğinin ve sosyalist rejimin ötesinde başarılı. Rusya da öyle. Potansiyeli 42 çıkıyor, oysa 72 madalya kazandı. Sovyet birikimi etkisini sürdürüyor. Tabi bir de Jamaika var. 3 milyonu bulmayan nüfusuna ve bizim yarımız gelire sahip bu küçük ada ülkesinin en fazla iki madalya kazanması normal olurdu. 6’sı altın olmak üzere tam 11 madalya aldılar. Usain Bolt faktörü? Elbette, ama başka şeyler de olmalı.”

Seyfettin durumu objektif bir şekilde böylece özetlemiş. Şimdi biz de biraz inside information ekleyelim.

Gençlik ve Spor Genel Müdürü Mehmet Atalay devlet katında konunun esas muhatabı. Ama o federasyonların özerk olduğunu söylüyor ve topu onlara atıyor . Ancak ülkemizde futbol ve basketbol dahil hiç bir federasyon özerk değildir. Çünkü, örneğin basketbol federasyonu seçimlerinde sonuç üç oyla belirlendi ama, Gençlik ve Spor Müdürlüğü Atalay’ın tercihi sonucu, seçilen federasyona onlarca oyu, konuya aleni taraf olarak aktardı. Bu durumda basketbol sonuç üretemedi ise, Olimpiyat’a katılamadı ise, Mehmet Atalay yönetici seçim sonucu belirleyen oyların sahibi olarak doğrudan sorumlu değil mi? Burada özerklik var mı?

Mehmet Atalay, İstanbul Belediye Başkanı ile de kötü tartışmalara muhatap oldu. Belediye takımlarının spora ters etki ettiğini ifade etti, ortalık karıştı. Bu da tuhaf: Atalay İstanbul Belediyesi’nde spordan sorumlu kişi olarak görev almamış mı idi?

Mehmet Atalay medyaya verdiği beyanatlarda birçok antrenör getirdiklerini ve bir geçiş dönemi yaşandığını da vurguladı ve örnek olarak da yüksek atlamacılarımızı çalıştırmak için Küba’dan antrenör getirdiklerini söyledi. Bu da tuhaf. Dünya Şampiyonu Küba’lı Sotomayor’un çalıştırıcısını, özel bir sporsever ve işadamı Kemal Yardımcı getirmiş ve kendi cebinden finanse etmemiş mi idi?

Bizce Atalay hiç konuşmamalı. Konuşacaksa da söyleyeceği tek şey, spor yapmayı sevmeyen, sadece spor izlemeyi seven bir toplumun, okul sporu kocaman bir yalan iken, ve kulüp altyapısı da yokken, Olimpik sporcu üretmesi ve başarı ortaya koymasının çok zor olduğunu açık seçik ifade etmek, sonra da istifa ederek esas işi olan gazeteciliğe geri dönmekti. Bu çok asil bir davranış olurdu !

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorum Yaz   

YORUMLAR
Toplam yapılan yorum sayısı (0)

Henüz Yorum Yapılmamış

DİĞER BAŞLIKLAR
Deniz Gökçe
GAZETE 1. SAYFALARI
GAZETE YAZARLARI
The party boys

Engin Ardıç
sabah

HAVA DURUMU